Yaşar Kemal’in Kaleminden Sarı Yıldız, Mavi Yıldız

Yaşar Kemal, romancı olarak tanınsa da ülkemizin en değerli derlemecilerinden biriydi aynı zamanda. Aşağıda da bu derlemelerinden bir örnek olarak verdiğimiz yazısı, Türk Folklor Dergisi’nin 1952 tarihli 51. sayısında yer almıştır.

Martı Sahaf okurlarına önerimizdir, türküyle beraber dinlediğinizde çok daha keyif alacaksınız.

Sarı Yıldız, Mavi Yıldız

Yaşar Kemal

Şöyle rivayet ederler kim: Evvel zamanda Sivas ilinden bir kervancı Halep’ten mal getirir. Tam üç yıldır kervancılar yurtlarından, baba ocaklarından ayrı düşmüşlerdir. Gurbet ilin kahrı, üç yılın hasreti yüreklerinde… Kiminin yolunu anası – babası, kimininkini sevgilisi, kimininkini çocukları gözlüyor.

İçlerinden en genci kara yağız, uzun boylu bir delikanlı… Adı Veysel. Veysel’in bıyıkları daha yeni terlemiş…

Bunlar Halep’ten aylarca yol         ala ala, en sonunda, karlı fırtınalı bir kış günü Sivas’la Kayseri arası yıkık bir Selçuk hanına kendilerini zor atarlar… Handa gecelemeye karar verip, yüklerini çözerler… Bir insan çok uzaktan günlerce, aylarca yol alarak yurduna yaklaşır… Yurduna yaklaştığı zamana kadar, içinde o kadar rahatsız edici, dürten bir duygu olmaz… Vaktâ ki memleket kokusu insanın burnuna gelir, içindeki hatıralar depreşir, işte o zaman içinde kıyamet kopar… Bir şey durmadan seni oraya doğru çeker…. “Ya bir kanat versen, ya bir kuş olsam…” dedirtir.

Sivas çok yakındı. Kervancılar yerlerinde duramıyorlardı. Akşam oldu. Yataklarını serip içine girdiler… Ama hiç birini uyku tutmuyordu… Veysel’in, nişanlısı… Nişanlı, olduğu gibi, Veysel’in gözünün önünde… “Yatamıyom hayal meyal düşlerden…”

Veysel ikide birde yatağından kalkıp, ışıdı mı diye, doğudan yana bakıyor… Veysel bir türlü yatakta duramıyor… Sabah, bir olsa! Şimdi, geceden yola çıkılmaz mı? diyor Veysel… Kar kar… Allahın belası bir fırtına var.

Gün ışımadan önce, doğuda, tam günün doğacak yerde bir yıldız gözükür. Sabah yıldızıdır o… Sabah yıldızı gözükünce yola çıkılır… Sabah yıldızı bir gözükse… Bu gece, bir gece değil, karanlık bir yıldır.

Veysel sevinçle, çoktan beri durup seyrettiği doğuda kocaman, yalp yalp ışıyan bir yıldız görüyor… Delicesine bağırıyor: .

“Sarı yıldız… Mavi yıldız…”

Telaşla kervanı yüklüyorlar… Kar savuruyor… Geceye ve sarı yıldıza kar yağıyor… Gece ve sarı yıldız üşümüş… Kervan yola düşüyor… Kervancılarsa sevinç… Geceye, kara, sarı yıldıza karşı türküler söylüyorlar… “Bir bulut oynadı Sivas ilinden… Ucu telli mektup geldi gelinden…” Yarın sabaha Sivas’ta olacaklar… Veysel’i sorarsanız, Veysel, kervandan belki beş yüz metre ileride… Atı, ağaçlar boyu yükselmiş karı göğüslüyor… At, bazen yorulup, yavaşlıyor… Veysel, atı öldürecek gibi… Veysel, atı kırbaçlıyor… Bir hayli yol alıyorlar… Kar, arada açılıp, ortalık sütliman oluyor ve Sarı yıldız olduğu yerde parlayıp sönüyor… Sarı yıldız oturmuş oraya… Sarı yıldız… Sarı yıldız… Sarı yıldız çoktan kaybolmalıydı… Gün doğmalıydı çoktan dağların arkasından… Tan yıldızı ışımış, ışıdı demek, biraz sonra gün doğacak demektir… Gün nerelerde?

Kar, daha belalı savuruyor… Fırtına döndürüyor… Bir zaman geliyor ki, kervan toptan kara gömülüyor… Zor-güç kervanı kar altından çıkarıyorlar… İçlerinden kimisi “dönelim!” diye ayak diriyor… Ötekiler dinlemiyorlar… “İşte Sarı yıldız. Biraz sonra nasıl olsa gün doğar” ve dönmüyorlar. Git, git! Sarı yıldızın bir türlü kaybolduğu, günün doğduğu yok…

“- Biz uykuluyuz da onun için bize zaman çok uzun geliyor. Nasıl olsa biraz sonra gün doğacak…” diyorlar.

İçlerinden hiç birinin aklına bu yıldızın tan yıldızı olmayacağı gelmedi… Gözleri yıldızda.. Boyuna, kara bata çıka yol alıyorlar… Sivas ovasının kar altındaki uçsuz bucaksız düzlüğü gidiyorlar gidiyorlar bitmiyor… Aklı başında eski kervancılar felaketi sezinliyorlar. Kervancıbaşıya, Veysel’e, daha öteki gençlere: “Dönelim!” diye yalvarıyorlar.. Kervancıbaşı da genç… Veysel’in yüreğindeki aşk da gittikçe ateş alıyor.

Veysel, arkadaşlarına yıldızı gösterip “Hepiniz bilirsiniz ki bu yıldız doğduktan sonra gün ışır…”

Arkadaşları ne desinler! Bu yıldız doğduktan sonra gün ışır. Ama yıldız ne zamandan beri orada öylecene duruyor… Ne gün ışıyor, ne bir şey… Bir kaç kere dönecek oluyorlar… Dönseler nereye dönecekler… Çarnaçar gidiyorlar… En sonunda gide gide şimdiki “Kervankıran” dedikleri yere varıyorlar… Ve orada bir tipi başlıyor; görülmedik… Kar, tepeden tepeye savuruyor… Sarı yıldız tipinin arkasında… Ve neden sonra gün usuldan usuldan karşı dağın arkasından gözüküyor… Kervan nerede? Kervanı koydunsa bul!

Bahar geliyor… Bahar gelip toprak kabarıyor… Çimenler yeşerip, karlar eriyor… Kervankırandan geçen ilk yolcu, atı, eşeği, katırı, denkleri, insanları ile bşr kervanı orada, kara toprağa üst üste yığılmış buluyor… Bütün kervan üst üste yığılmış… Yalnız beş yüz metre ileride, toprağa boylu boyunca uzanmış, atının dizginleri elinde, ileri doğru uçar gibi biri yatıyor… Üstüne de yeşil sinekler inip kalkıyor… Ve onları yerlerinden bir santim bile ayırmadan oldukları yere atıyla, katırı, eşeğiyle gömüyorlar… Kervankıran dedikleri yerden geçerseniz, mezarları görürsünüz… Veysel’in topluluktan ayrılmış mezarı, daha ileri doğru uçar gibidir…

Ve bu olay üstüne Anadolu insanları, türlü türlü türküler çıkarmışlardır. Bu türküleri şairler, şair olmayanlar, olayı kim duyup da yüreği yandıysa, veryansın etmiş Kervankıran üstüne… Az daha unutuyordum. O yere Kervankıran dedikleri gibi, o yıldıza da “Kervankıran yıldızı” demişlerdir… Hangi Anadolu köylüsüne, “Bana Kervankıran yıldızını göster” derseniz, hemencecik size gösterir… Arkasından da bu olayı anlatır…

İŞTE TÜRKÜSÜ

Havalanma telli turnam

Aman, aman, aman hey!

Uçup gitme yele karşı

A niye doğdun sarı yıldız, mavi yıldız

Yıldız, yıldız, yıldız, yıldız…

Zülüflerin tel tel olmuş

Döküp gitme yele karşı

Ah niye doğdun sarı yıldız, mavi yıldız

Yıldız, yıldız, yıldız, yıldız…

Evler yıkan beller büken

Kanlım oldun Kervankıran

Dön! Dön! Dön! Dön!

Davulbaza vur turayı

Aman aman aman hey!

Dünden avladık burayı

Ah niye doğdun…

Getir oğlan boz kulayı

Binem gidem yâre karşı

Ah niye doğdun…

Şahinim var bazlarım var

Aman aman aman hey!

Ördeğim var kazlarım var

Ah niye doğdun…

Martı Sahaf’ın notu: Eski dergilerde kalmış yazıları yayınlamaya devam edeceğiz. Bazı yazıların tozlu raflarda kalmasına razı olamıyoruz. Sizlerin de bu açıdan katkılarınızı bekliyoruz. Eski kitap alan yerlerden olan Martı Sahaf olarak farklı açılardan çalışmalarımızı sürdüreceğiz. İkinci el kitap alan diğer yerlerden farklı olarak toplumun okuma kültürüne bir de bu açıdan katkı sunmak istiyoruz. İşimizi sadece eski kitap alım satımı olarak görmüyoruz. Kitap almak, ikinci el kitap alımı yapmak bu işin en kolay kısmı diye düşünüyoruz. Evet, biz de kitap almak için büyük çaba harcıyoruz. İkinci el kitap alan yer arayanların kolayca bize ulaşması için elimizden geleni yapıyoruz. Bunu da kitap satmak isteyenlere kaliteli hizmet sunmak için yapıyoruz. Osmanlıca kitap alan yer arayanlara, antika kitap alanlara, ikinci el kitap alanlara, kitap alan yer arayanlara kitaplarını değerinde alan bir yer olarak hizmet vermek istiyoruz. Ama sahaflığın tek ölçütü bu değil diye düşünüyoruz. Ve farklı şekilde hizmet vermeye devam edeceğiz.
İstanbul’da eski kitap alan yer

İkinci el kitap alanlar

Kitap alanlarAntika kitap alan yerler

İkinci el kitap alan yerKitap alımı

Eski gazete alanlarEski dergi alan yerler

Osmanlıca kitap alan yerler

Toptan kitap alan yerler

gibi arayış içinde olanları bizimle iletişime davet ediyoruz. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

×