Alaca Yayınları ve Doğu Polat Röportajı

Merhaba, öncelikle yayınevimiz hepimize hayırlı uğurlu olsun! Telifsiz klasikleri basarak ve popülizmden para kazanmak amacıyla neredeyse her semtte  bir yayınevi bulunan şu zamanlarda idealist amaçlarla  ve kısıtlı bir bütçeyle  böyle bir riske girmeniz  takdir edilesi  bir hareket.  Kısaca sizi tanıyabilir miyiz? Doğu Polat kimdir ve Alaca  Yayınları nasıl kuruldu?

Öncelikle çok teşekkür ederim değerli sözlerinizden dolayı. Üç yıl önce Kocaeli GSF Dramatik Yazarlık bölümünden mezun oldum. Ama tabii öncesinde kitabevinde satış personeli, sonrasında ise sahaflık yaptım.  Geçen yıl kurduğumuz Alaca Yayınları’nın genel yayın yönetmenliğini yapmaktayım.

Alaca Yayınları’na gelecek olursak da sahaf geleneğinden geldiğimizden -ki yayın danışmanımız olan çok değerli Gani Bayer ile birlikte- yıllar evvel basımı yapılmış ancak günümüzde okuyucuya ulaşmayan nitelikli, güncelliğini koruyan eserlerle sıkça karşılaşıyorduk. Bu boşluğu doldurmak hedefiyle Alaca Yayınlarını geçen yıl kurduk. Elbette bizler şu gerçeği kavramıştık; nitelikli eserlerin varlığı nitelikli okuyucuyu var eder. Bu gerçek Alaca Yayınları’nın felsefesini , yayın çizgisini oluşturmakta.

Sizinle özellikle 3 kitap üzerine konuşmak isterim. İlk kitabınız Cemal Süreya’ya Mektuplar! Daha önce basılmış bir kitap mıydı? Kitabın keşif ve yayım sürecinden bahseder misiniz? Ve kaçıncı baskıya ulaştı?

Son sorunuzdan başlayalım. İkinci basımını kısa sürede yaptı. Biliyorsunuz günümüzde sadece iyi bir kitabın basımını yapmak yeterli değil, tanıtımı da önemli. Tanıtımını, “magazinsel” boyuta indirerek değil, edebiyat tarihimizin değerli iki şairinin, Ahmed Arif ve Cemal Süreya’nın eserleriyle kurulacak bağın daha anlaşılır kılınması amacıyla yaptık.  Bu nedenle baskı üstüne baskı yapmadı ama okuyucu, uzun dönemde bu kitabı her daim okuyacak. Yayına hazırlarken Ahmed Arif’in mektuplarına da ulaşmak istedik. Ancak hiçbir yerde varlığına dair küçük bir ipucu dahi bulamadık. Umarım bir gün o mektuplarla da karşılarız.  Kitabın keşfedilmesine gelirsek de az önce belirttiğim gibi sahafız. Birçok kitap ile tanışıyoruz, okuyoruz. Sahaflar, geçmişin yazın kültürünü geleceğe taşır; kültür elçileridir.

Haydar Tunçkanat’ın İkili Anlaşmaların İçyüzü kitabı, Cumhuriyetin ilk yıllarında Atatürk Türkiyesinin tam bağımsızlık tavrını ve hiçbir dış güce boyun eğmeyişini fakat ardından gelen iktidar sahiplerinin “gelişme” adına ülkeyi nasıl satmaya çalıştıklarını apaçık gözler önüne seriyor. Kitap tek başına, sağcıların ve liberallerin “en iyi hizmetleri biz yaptık” tezini yerle bir etmektedir. AKP Türkiyesinde, üstelik daha yeni kurulmuş bir yayınevi olarak bu kitabı yayımlamaya çekinmediniz mi? Kitabın keşif ve baskı sürecini anlatır mısınız?

Emperyalizme karşı bağımsızlığımızı savunacağız. Bu, şu iktidar filan demeden birbirimizi, halkımızı aydınlatmak, bilinçlendirmek sorumluluğumuz vardır. Bu sadece benim için değil, herkes için geçerli. İkili Anlaşmaların İçyüzü’nü yıllar evvel okumuş, geçmiş iktidarların ABD ile yaptıkları anlaşmaları okudukça anlaşmalardaki tehlikeyi nasıl görmediklerini hayret etmiştim. Hatta tekrar okuma süreçlerinde ise hayret, öfkeye dönüşmüştü. Okuyucularımızın da benimle aynı tepkileri verdiğini gördüm. Öncelikle ABD ile olan ilişkilerimiz her daim gündemdedir ve Senatör Haydar Tunçkanat, bu kitabıyla ABD-Türkiye ilişkisinin hangi boyutta olduğunu gözler önüne seriyor. 68 kuşağının en çok etkilendiği, okuduğu kitapların başında İkili Anlaşmaların İçyüzü gelir. Mahkemelerde savunmalarını bu kitaptan alıntılar yaparak yaptıklarını biliyoruz. Amerikan emperyalizmine karşı mücadelenin de temel kitaplarındandır. Bugünün gerçeğine baktığımızda da hala emperyalizme karşı mücadele yürütüyoruz ve İkili Anlaşmaların İçyüzü’ndeki birçok anlaşma hala yürürlükte.

Kitap, AKP cenahından nasıl tepkiler aldı?

Muhalif kanat bayağı ilgi gösterdi, 6 ayda 4 baskı yaptık ama diğer taraftan pek bir tepki gelmedi!

Kitap okumakla işleri olmayan insanlar oldukları için olsa gerek! (gülüyor)

Osman Nuri Koçtürk’ün Gıda Emperyalizmi de çok sağlam bilgiler barındıran ve Türkiye’nin dününe ve bugününe dair çok şey anlatan bir kitap. Kitabı nasıl keşfettiniz, baskı süreci ve kitabın aldığı tepkilerden bahseder misiniz?

Az önce bahsettiğim şeyler Gıda Emperyalizmi için de geçerli. Osman Nuri Koçtürk, Gıda Emperyalizmi kitabı ile ABD’nin “nötralize” edilecekler listesine giriyor. Bu listeyi de yazarımız Haydar Tunçkanat, kamuoyuna açıklıyor. Hem Osman Nuri Koçtürk hem Haydar Tunçkanat, Amerikan emperyalizmine karşı eylemlerin içerisinde olmuş, milleti aydınlatmayı amaç edinmişler.

Bugün Türkiye’de üretim konuşuyoruz değil mi? Tarımın, hayvancılığın önemini konuşuyoruz, sağlıklı beslenmeyi konuşuyoruz, planlı üretime geçmenin yollarını konuşuyoruz. Bakın şimdi Osman Nuri Koçtürk kitabında “gelişmemiş toplumların beslenme sorununu çözmediği müddetçe rejim tartışmalarıyla gerçeği yadsıdığını” ifade eder. Bugün bu gerçeği yadsıyoruz değil mi? Hala rejim tartışmaları içerisindeyiz.  Koçtürk, “Marshall Yardımları” ile ülkemize giren margarin, süt tozu ve sonora yağına karşı mücadele etmiyordu, emperyalizme karşı mücadele ediyordu. Mücadele ederken çözüm yollarını da gösteriyordu. Bugün hala geçerli o çözümleri. 1966’da yayımlanmış kitabı, TMMOB Ziraat Odası 2009’da tekrar yayımlıyor. Aradan 10 yıl geçtikten sonra bu sefer biz yayımlıyoruz. Neden? Türkiye hala gelişmemiş bir toplum, hala aynı sorunlar içerisinde boğuşuyor. Bu kitabı geniş okuyucu kitlesiyle buluşturmak gereklidir. Soner Yalçın, “Saklı Seçilmişler” kitabında Osman Nuri Koçtürk’e yer vermiş, insanlarımız Osman Nuri Koçtürk’ün varlığından haberdar olmuştu ama kitaplarının o dönem basımı tükenmiş, kimseye ulaşamıyordu. Haydar Tunçkanat’ın İkili Anlaşmaların İçyüzü’nü yayımlayan bir yayınevi bu eseri elbette atlayamazdı.

Kaybolan dilleri korumak akademi ve sivil toplumun olduğu kadar yayınevlerinin de görevi olsa gerek. Kürtçe, Lazca, Zazaca vb. dillerde kitaplar basmayı düşünüyor musunuz?

Şimdilik gündemimizde yok. Çünkü o dillerde yazılmış olan eserleri hiç okumadık.

Türkiye’de yayıncılığın karşılaştığı en büyük sorunlar nedir sizce? Kültür Bakanlığı’ndan destek görebiliyor musunuz?

Yayıncılığın en büyük sıkıntısının ithal kağıt olduğunu düşünüyorum. Kağıtları döviz cinsinden alıyorsunuz ama kitap satışınız Türk lirası. Örneğin, bir kitaptan olan kazancınız yüksek kur nedeniyle aynı kitabın tekrar basımın maliyetlerini zar zor karşılıyor. Acilen kağıt fabrikaları kurmamız lazım ve kağıt dönüşümüne daha fazla önem vermeliyiz. Kültür Bakanlığı genelde sinema ile ilgilenir, tiyatroyla da sözde ilgilenir ama yayıncılıkla bire bir ilgilenen bir kurum değil.

2018 verilerine göre, Türkiye yüzde 0,1’lik kitap okuma oranına sahip, bu oranı arttırmak için neler yapılabilir? Bir yayıncı olarak bu konuda bir sorumluluk hissediyor musunuz ve bu konuda farkındalık yaratacak projeleriniz var mı?

Bakın şimdi; bir işte 10 saat çalışıyorsunuz, 2 saatiniz yola gidiyor, 1 saatiniz yemek olsun, hadi 1 saatinizde de yorgunluğunuzu atıyorsunuz, eşe dosta zaman ayırıyorsunuz… kısacası okumak için zaman ve ekonomik kaygıların baskın olmaması gerekli.  Yaşadığımız toplumda karnımızı doyurma telaşı okumaktan önce geliyor. Ne zaman karnımızı doyurma telaşımız biter o zaman okuma oranımız yükselir. Yayıncı olarak bizim yapacağımız tek şey okuyucularımızın kitaba ayırdıkları zamanda nitelikli bir kitap okumalarını sağlamak. Başka şeyler söylemek isterdim ama gerçeği örtbas etmek olur.

Bu cevap, Takeshi Kitano’nun Zatoichi filmini hatırlattı bana! Orada şöyle bir diyalog geçer; “aç bir insan için sanatın hiçbir önemi yoktur, Afrika’da bir çocuğun önüne Dünya’nın en iyi tablosu ile bir çuval pirinç koysan, pirinci seçer.”

Evet işte, tam da öyle!

Gençlere kitap önerisinde bulunmak ister misiniz?

Genç arkadaşlarıma Fakir Baykurt, Bekir Yıldız, Rıfat Ilgaz, Aziz Nesin gibi yazarlarımızı mutlak okumalarını tavsiye ederim çünkü kendi yaşadığımız toplumu tanımalıyız ve bu yazarlar size bu toplumun en ince kılcal damarlarını bile anlatır. Ayrıca yeni kuşak öykücülerimiz de çok başarılı, takip edilmeli. 

Son olarak ilk defa buradan müjdesini verebileceğimiz yeni kitap üzerinde çalışıyor musunuz?

Haydar Tunçkanat’ın “Amerika, Emperyalizm ve CIA” kitabını yeni yayın dönemimizde yayımlayacağımızı sizin aracılığınızla duyurmuş olalım. Teşekkürler…

Bizler teşekkür eder, iyi çalışmalar dileriz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

×

Merhaba!

Bizimle İletişime Geçmek İçin WhatsApp Numaramızdan Ulaşabilir veya E-Posta Gönderebilirsiniz info@martisahaf.com

×