Ahmet Cemil, Yakup Cemil

Ahmet Cemil

Mai ve Siyah’ta öbür kişiler belirgin çizgilerle çizilmişlerdir. Ahmet Cemil onların arasındaki bütün bir boşluğu bir atmosfer gibi doldurur. Böylece, onlara göre ve onların yanında her şey olur. Lamia’nın çocuksu “lakırdıcılığa” sonsuz akış tanıyan tavrı aşk demektir. İkbal’in bir bulutun altında duran gözyaşları sorumluluk demektir. 

Ahmet Cemil XIX. yüzyıl sonunda edebiyat ve basın çevresinde boy gösteren yazar tipi. Özellikle de Serveti Fünun şair tipi. 

Daha okul sıralarında, Ahmet Cemil ve sınıf arkadaşı Hüseyin Nazmi, orta düzeyde birer öğrenci kalmayı yeğ tutarlar. Derslerin çoğu ilginç değildir onlar için. Söz gelimi, “olağanüstüye bunca yönelmiş düşünce göçlerini geçmiş zamanın mezarına (tarih dersi) gömmeyi” saçma ve gereksiz bulmaktadırlar. Şiir her şeydir. Fuzuli’yi, Baki’yi, Nedim’i hatmetmişlerdir. Sözde kuyumculuğu yadsımaktadırlar artık. Nef’i’deki “ben” parıltısı başlangıçta özseverliklerini okşamışsa da, çok geçmeden ondan da uzaklaşırlar. Sanatta yeni bir dil arayışı içindedirler. “Öyle bir dil ki insanın kendisi olsun”. Bu yönleriyle Serveti Fünun’un yapaylığının özeleştirisini yapmış olurlar. Daha sonra, İlyada, Odysseia, Hugo, Young, Milton, Musset, Lamartine.. Batı dil ve edebiyat değerleri. Ama salt dil ve salt şiir… 

Ahmet Cemil, on dokuz yaşında, babasını yitirince annesini ve kız kardeşi İkbal’i yaşatma sorumluluğunu üstlenir. Mülkiye öğrencisidir. Gazetelere tefrika romanlar hazırlayarak, çeviriler yaparak, küçük öğrencilere ders vererek hayatını kazanması gerekir. Öğrenci olmasına karşın, Babıali’de bir çıkış noktası bulmuştur. Düşler içindedir. Bir kitap yazacak, onu bastırdıktan sonra ün ve servet sahibi olacak. Varlıklı arkadaşı Hüseyin Nazmi’nin kız kardeşi Lamia’yı isteyecek. 

Uzun süre yapıtının konusunu, içeriğini de düşünmez; hemen ötesine, kitabın yayımlanmasından sonraki zamana atlar: ün, servet, Lamia. Salt coşku, salt özlem. 

Tutkularını çözümlemeye gidemese de, onlara göre onları adlandırmaya çalışmaz değildir. Yine de kendini tam irdeleyememektedir. Bu yüzden sürekli olarak kendine karşı yalancı da düşer. Gerçekle yan yana geldiği anlarda da gerçekle yüzleşmeye cesaret edemez. Hüseyin Nazmi’nin Erenköy’deki köşküne bir Rastignac güveni, hatta cüretiyle yürümektedir; ama kapının zilini çekeceği an eli titrer. Babasının ölümünden sonra, her durum karşısında peşin bir incinmişlik, bir edilginlik, bir kırıklık içindedir. Lamia’ya, aşkı konusunda, en ufak bir adım atamaz, imada bulunamaz.

İkili bir duyarlık içindedir; Hayatı (insan ilişkilerini) pis ve çirkin bulduğu için ondan kaçmaya çalışır; ama bir yandan da doğanın güzellikleriyle başı dönmektedir; doğayı sevme konusunda çağrılar duyar. Gerçekte doğa ile hayattan tam olarak ne anladığı da belirgin değil. Hayatın iki ayrı görünümü mü? 

Çevirdiği kitapların kahramanları gibidir: Musset’nin Raphael’i, gibi düşlerle, yurtsamalarla, tıka basa; Lamartine’in Bir Zamane Çocuğunun İtiraflarındaki gibi “kendi hıçkırığıyla atan bir kalbin şiirine” yönelik. Ama, söz gelimi, Musset’nin tiplerinin bir yandan da pisliğe bulaşma eğiliminde olmalarına karşın, Ahmet Cemil, her şeyde, en iğrenç saydığı şeylerde (fuhuş) bile, bir süs, bir incelik aramaktadır. Hayat, kirlerinden arınmalıdır. Bu özlem sonunda insansız bir doğa özlemine bitişecek, Ahmet Cemil kendini oraya sürgün edecek. Ardı ardına bir düş kırımı gelir ki, korkunç! Mai’ler yerlerini Siyah’lara bırakır. Ahmet Cemil yenilgiyi adım adım kabul eder. 

Yeni bitirdiği yapıtını Hüseyin Nazmi’nin evinde arkadaşlarına ve bazı yazarlara okumuştur. Ancak onlardan eski edebiyat yanlısı olan, ayrıca kendisinin başarı kazanmasını öteden beri hiç istemeyen bir ikisi daha kitap çıkmadan ağır ve yakışıksız yergi yazıları yayımlarlar. Bu, onu, kitabı bastırmaktan vazgeçecek kadar yaralayacak. 

Sütsüz bir adam çıkan eniştesi Vehbi’nin attığı dayak sonucu kız kardeşi İkbal çocuğunu düşürür ve ölür. Ahmet Cemil, İkbal’in mutsuz olacağını daha baştan biliyordu. Kız kardeşinin düğününden kaçmıştı. 

Aşkını bir türlü açıklayamadığı Lamia, bir subayla nişanlanır. Ahmet Cemil onun kendisine baştan beri bir yakınlık duymadığını anlamıştır. 

Vehbi’nin gazetesinden de ayrılmıştı. Hayır, kovulmuş!.” 

Yapıtını sobaya atarak tutuşturur. 

Bütün bu darbelerden ve düş kırıklıklarından sonra, Mülkiye mezunu, haritayı açar; “düşüncesinin şu geçen hayatına yetişemeyeceği kadar uzak” bir yer arar kendine; “öyle bir yer ki, önünde, ardında, solunda, sağında çöl olsun.” 

Yemen’de bir ilçenin kaymakamlığını istemiştir;  annesiyle birlikte oraya hareket eder. 

Musset’nin Geceleri, Hugo’un temaşaları, Lamartine’in Tefekkurat’ı, İstanbul’da kalır. 

Ahmet Cemil coşkularının, düşlerinin tutsağı olduğu için baştan beri “edimsiz”di. Salt edimsizlik. Tek edimi Vehbi’nin suratına kız kardeşi ve basımevi çalışanları adına vurduğu tokat olur. 

Yakup Cemil 

Ahmet Cemil bir roman kişisiydi; Yakup Cemil ise gerçek kişi. Yüz çizgilerinin belirsiz kalışı da, daha yaşadığı günlerde, ününe efsane tonu kazandırmış. Bu, bugün daha çok böyle. Ahmet Cemil de, Yakup Cemil de, birer simge. Türk aydının, Türk insanının profilini oluşturan birçok ögeden ikisi. Ahmet Cemil, coşkuyu, önlemi, barışı temsil eder. Yakup Cemil cesareti, bağlılığı, şiddeti. 

İttihat ve Terakki’nin fedaisi, 1908’de parladı. Partinin dışa karşı dayanışma çizgisinde her şeyi görev olarak üstlenir; iç çekişmede ise baştan beri muhalif. Enverci. Harbiye’yi teğmen olarak bitirdikten sonra Rumeli’ye atanmış ve hemen İttihat ve Terakki’ye girmiş. 1908’den sonra, daha önceki dönemde özverilerde bulunmuş bazı genç subaylara (15-20 kişi) “mes’ul murahhaslık” görevi verildi. Bir çeşit parti komiserliği niteliği de taşıyan bu görevi alanlar askerlikle ilişkilerini kestiler. Yakup Cemil bunların önde gelenlerinden biri. Askerlikten erken ayrıldığı için de rütbesi küçük; yedek binbaşı. Babıali baskınında Enver’in yanında bulunmuş, Harbiye Nazırı ve Başkomutan Vekili Nazım Paşa’ya öldürücü kurşunu o sıkmıştır. Edirne’nin geri alınışında, Enver’in Harbiye Nazırı olmasında rol oynamıştır. Doğu’da, Güney’de, Batı’da Teşkilat-ı Mahsusa elemanı. 

Ancak 1908’den sonra en güç görevleri üstlenmiş olması Yakup Cemil’de bir çeşit üstünlük duygusu yaratacaktır. Küskündür de. Kendisi için hak edilmiş unvanların çok görüldüğü ve verilmemeye çalışıldığı kanısındadır. Küskünlük giderek Genel Merkeze karşı bir kin duygusuna dönüşür. İttihat ve Terakki’yi ikinci kez iktidara o getirmiştir. Bunun mutlaka bir karşılığı olması gerekir. Babıali olayından sonra kurulan hükümetlerin üyelerini tek tek kendine borçlu sayar; onların üzerinde baskı kurmak ister; dediğini yaptıramadığı anlarda tabanca gösterir. Coşkun ve hesapsızdır. Kendini yargılayacak Harp Divanı Başkanı, mendil çıkarmak için elini cebine götürür götürmez, tabancaya davranıyor sanarak, kendisininkini hemen onun alnına dayayıveren biri. Cesaret adamakıllı sorumsuzdur Yakup Cemil’de. Yüz kişinin ortasına dalabilir; anlayıp dinlemeden birçok suçsuz kişiyi de öldürebilir. Doğu’da bir hiç yüzünden on dört kişiyi aynı günde kurşuna dizmiştir. Bu yönüyle muhaliflerini olduğu kadar yandaşlarını da bunaltmış, bezdirmiştir. Ödev duygusu çıldırır; cesaret canavarlaşır. Tutarsızdır da Yakup Cemil; Bingazi’de savaşırken, bakarsınız birden savaş alanını terk etmiş, kalkıp İstanbul’a dönmüş. 

Örgütüne bağlı olmasına karşın, gerçek bir örgüt adamı olmadığı anlaşılıyor. Her zaman bağımsız karar verme; olaya yeni yön verecek bir hareket kazandırma eğilimindedir. 

Yalnız Enver Paşa’nın karşısında boynu eğiktir. Bir nefer gibi bağlıdır ona. 

Hükümeti devirme girişimi içinde olduğu gerekçesiyle suçlanarak kurşuna dizilmesi olayının ardındaki gerçek bugün de tam aydınlanmış değil. Ama Talat Paşa ve Kara Kemal’in, Enver Paşa’nın yurt dışında bulunduğu bir sırada onu mahkum ettirerek bir taşla iki kuş vurdukları anlaşılıyor: Yakup Cemil’den kurtulundu; Enver de zayıflamış oldu. 

Ahmet Yakup, Yakup Ahmet

Simge ya da yönseme olarak alınırsa, 1876-1960 arasında aydın kişi Türkiye’de Ahmet Cemil’i içinde sürekli taşımıştır. 1908’dcn sonra, ayrıca 1960’dan sonra yaşadığımız “Eroik” dönemlerde Yakup Cemil öğesi de büyük ölçüde öne geçmiştir. Gerçekte bu iki öğe aydınımızda çelişik biçimde yan yanadır da. Her seferinde Ahmet Cemil’den hoşgörü beklerken karşımıza Yakup Cemil de çıkar. Böylece cesaret haklılığını yitirir; hoşgörü bir özgürlük araştırması olmaktan çıkar. Üstelik Ahmet Cemil, kendi Yakup Cemil’ini içinde taşımaktadır. Yeri gelince kullanacaktır onu; cesareti değil daha çok acımasızlığı. Narsis’çi yanını. 

Tek tek, Ahmet Cemil’i de, Yakup Cemil’i de insanımızın olumsuz yanları olarak görmeliyiz. Ama bir arada çelişik durumları çok daha olumsuz. Bu durumlara özellikle yazar ve düşünürlerimizde rastlıyoruz. Aydın kişi önce kendine yalan söylememelidir. 

Haksızlık gördüğü sanısı, Yakup Cemil’i haksız olma hakkına götürmüştü. Aynı sanı Ahmet Cemil’i hakkından vazgeçmeye götürdü. Aydınımızda Ahmet Yakuplar, Yakup Ahmetler yan yana; “Musset hıçkırığı” ile “talimname” kokusu bir arada. İnsanımız, kişisel planda zayıfladıkça Ahmet Yakup, güç kazandıkça Yakup Ahmet yanıyla ağır basıyor. Bu da öbür yan elden çıkarılmaksızın, gizil bir beklenti ayracı içine alarak gerçekleşiyor. Böylece Ahmet Cemil de, Yakup Cemil de, Ahmet Yakup da, Yakup Ahmet de ilk içtenliklerini, katkısız var olma sevinçlerini yitirmiş oluyor. Ahmet’liler düşünceyi duyguyla yakalamaya çalışıyor; duyguyu bilinç olarak kullanıyor; Yakuplular güdüleriyle siyaset yapmaya kalkıyor. 

Yine de Ahmet Cemil’de bir gün gürleşebilir bir ışık var.

SAÇAK DERGİSİ SAYI: 31 AĞUSTOS 1986 Cemal Süreya 

Kitap elden ele

Eski kitaplarınız, plaklarınız adresinizden değerinde alınır…  0545 975 99 10

Eski kitaplarınız- ikinci el kitaplarınız, plaklarınız ve objeleriniz adresinizden, değerinden alınır. Çeşitli nedenlerle kitaplarınızı elden çıkartmak istiyorsanız hurdacı yerine bizimle iletişime geçmenizi rica ediyoruz. Kitaplarınızı uygun fiyatlarla satın alıyoruz. Böylece kitaplarınız yeni okurlarla buluşmuş oluyor.

İlginiz için şimdiden teşekkürler.

İletişim için:

Martı Sahaf, Meşrutiyet Cad 10/ 11a Beyoğlu İstanbul

0535 014 28 02, 0545 975 99 10

Eski kitap alanlar, ikinci el kitap alanlar….

Eski kitap alınır. İkinci el kitap alınır. Plak alınır. Değerinden ve adresinizden eski kitaplarınız, plaklarınız, objeleriniz alınır. 2. El kitap alınır. Kitap alanlar: 0545 975 99 10

Martı Sahaf 0 535 014 28 02, 0 545 975 99 10

İstanbul’da kitap alanlar, ikinci el kitap alan yerler: 0545 975 99 10

Beyoğlu’nda eski kitap alanlar, ikinci el kitap alanlar, plak alanlar… 0545 975 99 10

Şişli’de eski kitap alanlar, ikinci el kitap alanlar, plak alanlar…

Bakırköy’de eski kitap alanlar, ikinci el kitap alanlar, plak alanlar… 0545 975 99 10

Kadıköy’de eski kitap alanlar, ikinci el kitap alanlar, plak alanlar…

Beşiktaş’ta eski kitap alanlar, ikinci el kitap alanlar, plak alanlar… 0545 975 99 10

Üsküdar’da eski kitap alanlar, ikinci el kitap alanlar, plak alanlar…

Sarıyer’de eski kitap alanlar, ikinci el kitap alanlar, plak alanlar… 0545 975 99 10

Avcılar’da eski kitap alanlar, ikinci el kitap alanlar, plak alanlar…

Ataşehir’de eski kitap alanlar, ikinci el kitap alanlar, plak alanlar… 0545 975 99 10

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

×